Makaleler



ŞİRKETLERİN VERGİ BORÇLARINDAN DOLAYI ŞİRKETİN KANUNİ TEMSİLCİLERİ VE ORTAKLARI HAKKINDA İHTİYATİ HACİZ UYGULAMASI

6183 sayılı yasanın 13.maddesinde düzenlenmiş bulunan ihtiyati haciz müessesesi; kamu alacağının tahsilini güvence altına almak amacıyla, kanunda belirtilen sebeplere dayanılarak, kamu borçlusunun bazı mal, alacak ve haklarına, önceden ve geçici olarak, idari bir kararla herhangi bir müddetle sınırlandırılmaksızın el konulması  olarak tanımlanabilir.

Bu sebepler 6183 sayılı yasanın 13.maddesinde sayılmış olup; iş bu sebeplerin varlığı konusunda alacaklı amme idaresinde  bir kanaat oluşması halinde ihtiyati haciz kararı alınabilmektedir.Bu sebepleri şu şekilde sıralanabilir,

1. 6183 sayılı yasanın 9 uncu maddesi gereğince teminat istenmesini mucip haller mevcut ise,(9.maddedeki haller: 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat istenir. Türkiye'de ikametgahı bulunmayan amme borçlusunun durumu amme alacağının tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi kendisinden teminat isteyebilir.)

2. Borçlunun belli ikametgahı yoksa,

3. Borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa,

4. Borçludan teminat gösterilmesi istendiği halde belli müddette teminat veya kefil göstermemiş yahut şahsi kefalet teklifi veya gösterdiği kefil kabul edilmemişse,

5. Mal bildirimine çağrılan borçlu belli müddet içinde mal bildiriminde bulunmamış veya noksan bildirimde bulunmuşsa,

6. Hüküm sadır olmuş bulunsun bulunmasın para cezasını müstelzim fiil dolayısiyle amme davası açılmış ise,

7. İptali istenen muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu kanunun 27, 29, 30 uncu maddelerinin tatbikını  icabettiren haller varsa

hiçbir duraksamaya mukayyet olmaksızın mahalli en büyük memurunun kararıyla “İhtiyati Haciz”  kararı alınabileceği hüküm altına alınmıştır.

6183 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine istinaden alınacak ihtiyati haciz kararlarının haciz varakalarına dayanması gerekmekte olup, ihtiyati haciz kararı verme yetkisi alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memuruna aittir.

Vergi İtiraz Komisyonları kaldırıldığından ihtiyati haciz işlemlerine karşı dava açma yeri Vergi Mahkemeleri olup, iş bu dava açma süresi ise 7 gündür.

İhtiyati haciz kararı yeterli teminat gösterilmesi veya bu haczin dayanağı olan tarhiyata karşı dava açılıp iş bu tarhiyatın terkinine yönelik bir karar verilmesi halinde kalkar

6183 sayılı Kanunun 13 üncü fıkrasının birinci fıkrasına göre, ihtiyati haciz tesisi ancak teminat istenilmesini gerektiren hallerin varlığının ortaya konulması halinde mümkündür. Aynı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında "213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat istenir." hükmü yer almaktadır.

Yukarıda belirtilen sebepler dikkate alındığında; ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk hesaplamalara göre teminat istenebilecek ve ihtiyati haciz kararı alınabilecektir. İnceleme sonuçlanıp, tarhiyat yapıldıktan sonra bu düzenleme uyarınca teminat istenmesi söz konusu olmayacaktır. Diğer bir deyimle, 9. madde uyarınca ilgililerden teminat istenilebilmesi için incelemenin henüz tamamlanmamış olması gerekmektedir.Danıştay  bu hususa istikrar kazanmış kararlarında açıkça vurgu yapmaktadır.

Yukarıda belirtilen Yasanın 13'üncü maddesinde sayılan hallerden birinin mevcudiyeti halinde, vergi borçlusu şirketin kanuni temsilcisinin varlığına ihtiyati haciz uygulanabilmesi, şirket tüzel kişiliği hakkındaki takip yollarının tüketilmesine değil yetkili mercilerce verilmiş ihtiyati haciz kararı bulunması koşuluna bağlandığından; ihtiyati haciz hükümleri amme alacağının korunması amacına yönelik olduğundan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10'uncu, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35'inci maddesi uyarınca kanuni temsilciler de ihtiyati haciz aşamasında sorumlu tutulabileceklerdir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus amme yükümlüsü olan şirket hakkında alınan ihtiyati haciz kararı  ile işbu ihtiyati haciz kararının tarafı olmayan ve hakkında ayrıca alınmış bir ihtiyati haciz kararı bulunmayan kanuni temsilci veya ortak hakkında  ihtiyati haciz tatbik edilemeyeceğidir.

Danıştay bu konuda özellikle asıl yükümlü şirket hakkında alınan  tek bir ihtiyati haciz varakası ile iş bu şirketin kanuni temsilci veya ortaklarına ihtiyati haciz uygulanamayacağı görüşündedir.Şartları varsa ayrı ayrı ihtiyati haciz kararı alınması gerektiği görüşündedir.

Danıştay bir başka kararında; davacı, ortağı ve kanuni temsilci olduğu şirketin kesinleşen ve yapılan takibe rağmen şirketin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen borçlarından dolayı sorumlu tutulabilecek olup, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 13. maddesinde sayılan koşulların davacı açısından oluşmadığı gibi, anılan yasal düzenleme de vergi incelemesine başlanıldığı safhada kanuni temsilci ve ortaklar adına teminat isteme ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz işlemi yapılabileceği konusunda da bir hüküm bulunmadığı gerekçesi ile ihtiyati haczin kaldırılmasına karar vermiştir.

Şirket ortaklığından ayrılan ortak,  ayrılma tarihinden sonraki vergi borçlarından sorumlu tutulmayacağından, bu dönemden sonra doğan vergi borçlarından dolayı ayrılan ortak hakkında ihtiyati haciz kararı alınamayacaktır.

Danıştay buna yönelik bir olayda; banka mevduat hesabı üzerine ihtiyati haciz işlemi uygulanan davacının 26.10.1996 tarihinden önce ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu şirketin bu tarihten önceki dönemlere ait olup kesinleşmiş ve yapılan takibe rağmen şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen alınamamış olan borçlarından dolayı sorumlu tutulabileceği, olayda ise 6183 sayılı Kanunun 13. maddesinde sayılan koşulların davacı yönünden gerçekleşmediği sonucuna varıldığı, zira, davacının 26.10.1996 tarihinden önce ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu şirketin bu tarihten önceki dönemlere ait olarak kesinleşmiş ve şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilememiş bir borcu nedeniyle değil, şirket adına ihtiyati olarak tahakkuk ettirilen vergi ve cezalar nedeniyle sorumlu tutularak banka hesabı üzerine ihtiyati haciz işlemi uygulandığından, bu ihtiyati haczin kaldırılması gerektiğine hükmetmiştir.

Şirketlerin  vergi ve amme borçlarından dolayı iş bu şirketlerin ortak ve kanuni temsilcileri hakkında ihtiyati haciz kararı alınması yoluna gidilmekte ise de; iş bu işlemler sırasında 6183 sayılı yasanın yukarıda açıklanan hükümlerinin ve Danıştay'ın yerleşik uygulamalarının dikkate  alınması gerektiği kanaatindeyim.

 



geri